efsaneye göre, sıfatsız olduğundan kelli, bulduğu her boşlukta mevcut sıfatlara sıçrıyor, tutunmaya çalışıyormuş. biraz da tuhaf yaradılışlıymış. dalgalara atlayan 12 yaşındaki çocuk gibi dalgadan dalgaya atlıyormuş. sadece bu kadar mı? no.
aynı zamanda, dalgalara kendisinin atladığını unutup, aynı anda da bin tane farklı dalgaya atılmaya kalkınca, algısı afallıyor, dalgaların onu götürdüğünü sanıyormuş. halbuki bilmiyor ki, dalgalar, rüzgarlar suratına çarpacak kadar bile adamdan saymıyormuş onu. efsanesini anlatan bizler de, adamdan saydığımızdan değil ha. hani sırf şuncacık ortamda bile atlayacağı diğer dalgaların kulağına küpe olsun diye anlatıp duruyoruz, vaktimizden çalıyor, fakir fukaraya bağışlıyoruz.
bir de neydi o iki başlı, üç askılı devin ağzından düşürmediği laf? hah. "gamzesi öldürdüğünde lebleri canlar virür."
yok şey. canlı öldürdüğünde, lebleri canlar virür?
hay allah. lebleri gamzeyle öldürdüğünde bir can virür ki sorma?
her neyse. herkese durmadan söylemesine rağmen, hafızalara kazınmayan bu detayı atlıyor, bir şehir efsanesinin daha ağzını burnunu kırmadan yolumuza devam ediyoruz.
bir efsane. mavi gözlülere bile "kara kara badem gözler" diye etiket yapıştırdığı da gelen rivayetler arasında. çizgisini hiç bozmaması ve ne olursa olsun kadınlara aynı sitil yaklaşımlarıyla efsane olmuş, başka da özelliği yokmuş. osmanlıca sözlükle dolaşırken, "ulan hiçbir şey olamadım, bari azıcık şekilli laflar edeyim. 20 tane ezberlesem yeter. random atarım cümlelere." diye sayıkladığı duyulmuş. mitolojik bir kahraman, iki kafalı bir dev, bir şehir efsanesi.